BE A BERLIN LEGEND!

48. Kez düzenlenen BMW Berlin Maratonu adına yakışır şekilde efsane bir yarış oldu. Biz de bu efsanenin bir parçası olabilme şansını yakalayanlar olarak her anın keyfini çıkardık.

Ben bu yarışı biraz da kendi deneyimim çerçevesinse özetlemeye, aktarmaya çalışacağım.

Hikayeyi biraz daha geriye giderek paylaşmak daha doğru olacak. Berlin Maratonu, maraton mesafesinin koşulduğu özel rotalardan en hızlısı olarak ‘World Major Marathons’ olarak anılan 6 maraton arasında önemli bir yere sahip. Bu nedenle her sene 45.000’in üzerinde katılımcıya ev sahipliği yapan yarışmaya katılabilmek için ya çok iyi bir dereceye sahip olmanız, ya acenteler üzerinden tur paketi ile katılmanız ya da kura şansının size gülmesini beklemeniz gerekiyor.

YARIŞA HAZIRLIK

Ben kendi adıma üç senedir şansımı denediğim Berlin Maratonu kurasının bu sene bana çıkmasıyla uzun zamandır içinde bulunduğum hedefsizlik hissinden çıkabilme fırsatını yakaladım. Aralık 2021’de kuranın bana da çıktığını öğrendiğimde kendime uzun süre sonra da olsa bir yarış hedefi koymuş oldum. İlk defa tecrübe edeceğim bu mesafe için hazırlanmak ve ilk maraton yarışımı hakkını vererek koşabilmek ilk hedefim oldu.

Yarışa 5 ay kalana kadar düşük bir tempoda antrenman yapıyor ve açıkçası düzenli spor yapamıyordum. Devamlılığım çok düşüktü. Yarışa 4 ay kala hayatımla ilgili önemli bir kararla Belçika’ya yerleşme sürecim benim için ve paralelinde yarış hazırlığım için önemli bir değişiklik oldu. Yıllardır Beat Run Crew ekibinin enerjisiyle hazırlandığım yarışlar aksine artık yalnız başıma yeni bir düzen içerisinde motivasyon kaynağı bulmaya çalışıyordum. Bu noktada yarış hedefi – yeni şehir – uzakta da olsak Beat Run Crew ekibinin enerjisi bende olumlu bir etki yarattı ve geldiğim ilk günden itibaren hazırlıklara tüm ciddiyeti ile başladım. Tek başıma bir program çıkarabilecek,  bu tarzda bir yarışta hedef belirlemeyi geçtim, uygun çalışma düzenini belirleyebilecek seviyede olmadığımı kesinlikle biliyordum. Kaptanımız Sinan tüm tecrübesi ve pozitif yaklaşımıyla bana ilk günden itibaren çok destek oldu. Bana yarış hazırlığım için doğru programlamayı yaparak beni yakından takip etti, süreçlerimi izleyerek hedef belirlememde ve buna göre çalışmamda başrolü oynadı. Disiplini ve kendini bu spora adaması benim için her zaman ilham verici olmuştur. Bu hazırlık sürecimin her anında da onun bu yaklaşımını hissettim. Sinan benim için bu süreci o kadar kolaylaştırdı ki, bana sadece sorgusuz sualsiz antrenmanları koşmak kaldı. Teşekkürler kaptan.

Sorgusuz sualsiz koşmak…Evet, ama bu da o kadar kolay olmadı… yeni bir düzen, iş, yerleşme, hayata adapte olma, dil öğrenme, farklı bir sosyal ortam… bir çok negatif durumdan içine girdiğim antrenman temposu beni uzaklaştırmayı başardı. Sinan sağ olsun haftada 6 gün koşu ile beni bambaşka bir antrenman düzeni içerisine soktu. Özellikle İstanbul’da arkadaşlarımın bir arada yaptığı Cumartesi uzun antrenmanlarını tek başıma yapmak beni çok zorlasa da kendimi fiziksel ve mental anlamda hazır tutmaya çalıştım. Bazen mental, bazen fiziksel bir mücadele ile geçen antrenmanlar beni gün geçtikçe yaklaşan Berlin hedefime hazırlıyordu. Ben antrenmanları zor çıkardığımı düşündükçe, maratonun bu şekilde nasıl biteceğini düşündükçe, İstanbul ekip arkadaşlarımın desteği kendime yeniden inanmamı sağladı. Koşu dışında esneklik, mobilite ve kuvvet antrenmanlarını da (koşu disiplininde olmasa da) yapmaya özen gösterdim. Haftalık düzende sürekli Sinan ile iletişimde kalarak hissiyatım ve sürecim ile ilgili konuştuk. En uzun antrenmanım 36k koşumu bitirdiğimde, ilk düşündüğüm bu tempoda maratonu tamamlamamın imkansız olduğuydu. Sinan, Aysel, Evşen, Anıl, Özge, Burak, Melih, Engin, Balam, Canpolat ve bir çok arkadaşım bana hazır olduğumu, artık yarışa hazır olduğumu söylese de ben daha önce deneyimlemediğim bu mesafeden hala çekiniyordum. En azından antrenman tempoma yakın bir şekilde finish çizgisini sağlıkla geçmek kendime koyabildiğim tek hedefti.

YARIŞ ZAMANI!

Tüm hazırlık süreci bitip de Berlin Maratonu için yolculuk başladığında, Beat Run Crew ailesinden kura şansı tutan 4 arkadaş Özge, Melih, Burak ve ben Expo alanında yarış kitlerimizi almak üzere yarıştan bir gün önce bir araya geldik. Hepimiz yarış kiti içerisinde drop bag yerine panço tercih etmenin vermiş olduğu anlık stresi yaşamış olsak da çözümü bir çanta yapıp Burak’ın Berlin’de yaşayan arkadaşlarına teslim etmekte bulduk. (Sonuna kadar panço kararımızın arkasındayız :)). Şehrin her yerinde yarış atmosferini yaşamak, hissetmek mümkün oldu. Yarış akşamında herkes kendine karbonhidrat ağırlıklı bir menü seçebilmek adına farklı farklı mekanlara doluşuyordu. Biz de yarış öncesi son pizzalarımızı yedikten sonra olabildiğince fazla dinlenebilmek adına odalarımıza geçtik. 

Sabah erkenden kalkıldı, yarış öncesi beslenme, yarış süresince ihtiyaç duyulacak jeller, takviyeler ne varsa savaşa hazırlanır gibi hazırlandık. Aynı odayı paylaştığım Özge ve Melih ile birbirimize malzeme hatırlatmalarımız, sorularımız, malzemelerimizi paylaşmamız, kısacası yalnız olmama hissi gerçekten kuvvet vericiydi. Yarış alanına doğru Burak ile buluşmak üzere otelden çıktığımızda hava biraz serin olsa da alana geldiğimizde hava tam da bir yarıştan bekleyebileceğimiz seviyedeydi. Yağmur yok, rüzgar yok ama hafif serin bir hava… Hedef süremize göre belirlenen pace dalgasına biraz geç de olsa (yarış öncesi acil tuvalet ihtiyacı) girdik ve start heyecanını hep beraber yaşadık. Anonslar eşliğinde olduğun yerde ısınma hareketleri, “Yavaş çıkalım, birden gaza gelip basmayalım.” “Kaç dakikada bir jel alacaksın, tuz hapını nasıl yapacaksın?” dialogları ile starta doğru yaklaşıldı. Toplu geri sayımın ardından büyük bir coşkuyla start…

Artık sadece bu şehrin, bu atmosferin, bu heyecanın tadını 42,2 k boyunca çıkarmak kaldı… 

Yarışın başından itibaren Beat Run Crew ekibi 4 üyesi olarak kendi tempolarımıza ve hedeflerimize uygun şekilde startı takip eden ilk km’ler itibarıyla ayrıldık. Şanslıydım ki daha önce maraton tecrübe etmiş olan Burak Polat yarışın büyük bir çoğunluğunu benimle beraber devam ettirdi ve benim kendime inanmadığım tempoya tutunmama destek oldu. Onun koşu boyunca rahatlığı bana da yansıdı. Km’ler sohbetle (30k sonrası sesim çıkmamaya başladı tabi ;)) farketmeden ilerledi.

Her bir km geçişi, izleyenlerin coşkusu, müzikli ve görsel destekler, su istasyonları, sağlık ve acil durum alanları, her detayıyla majör bir maratonun nasıl olduğunu her adımda deneyimlediğim bir koşu oldu. Yarışın başından sonuna kadar birilerini geçiyor olmak, uygun bir tempo grubu ile sabit gidememek, starta geç girmemizden kaynaklı bizim hatamız da olsa, ilk maraton için keyifli bir deneyim oldu. Yarışta birilerini geçmek her zaman insanı ileri iten bir güç oluyor. Ancak sürekli tempo değişiklikleri ve insanları geçmek adına zigzaglar çizmek genel tempoyu mutlaka etkiliyor. Benim daha ilkini koştuğum bu maratonda, 10. ve üzerinde bir sayıya ulaşmış olan koşuculara özel oluşturulmuş bipleri gördüğümde insanların burada defalarca benzer bir tecrübeyi yıllar geçmesine rağmen aynı motivasyonla koştuklarını görmek oldukça etkileyiciydi.

 

Ben bunu tam olarak yarış esnasında yakalayamasam da, benim finishe ulaşmama henüz bir saat varken parkurda dünya rekorunun kırıldığı bilgisi paylaşıldı. 48. BMW Berlin Maratonu’nda Kenya’lı atlet Eliud Kipchoge bir başka rekora imza atarak 2:01:39 süreye imza attı ve dünya rekorunu kırdı. “Be A Berlin Legend!” sloganına yakışan bir sonuçla bu özel yarışı daha da özel kıldı.

 

Maraton benim için 35. k ile birlikte yarışın son bölümünde fiziken yorgunluk, mental bir mücadeleyle birlikte en zorlayıcı seviyesine ulaştı. O anda keşke bir ekrandan, İstanbul’daki arkadaşlarımızın bizi nasıl yakından takip edebildiğini görseydik. Onların telefonları üzerinden bizleri bu denli heyecanlı takip ettiklerini yarış sonrasında gördüğümde ilk düşündüğüm bu oldu.

Yarış sonrası arkadaşlarımızın heyecanımıza nasıl ortak olduğunu gördüğümde ne kadar duygulandığımı ve nasıl etkilendiğimi kelimelerle anlatmam pek mümkün değil. Finish çizgisini geçtikten sonra, bir süredir kapalı olan algının açılması, anların ve duyguların paylaşılması, gerçekten neyi başardığının farkına varması biraz zaman alıyormuş, bunu da tecrübe etmiş olduk. Yarış bitimine denk gelen güneşli hava bize ideal yarış havasını sonuna kadar yaşatmış oldu. Üzerinde BMW Berlin Marathon logolu pançolarımızla alandan çıkarken kapıda alabildiğimiz soğuk biralar yüzleri güldürdü. 

 

42,2 km mesafelik bir yarışın yazısı da çok kısa olamazdı 🙂

Ben kendi adıma ilk maratonumda; hazırlık sürecimden, yarış startına, yarış boyunca tecrübe ettiğim deneyimden, sonrasındaki sürece kadar inanılmaz keyif aldım. Kendimi Beat Run Crew ekibinin bir parçası olmaktan dolayı ayrıca şanslı hissettiğim bir organizasyon oldu. Etrafımdan bir tane olumsuz yorum ya da yaklaşım görmedim; insanların bundan motive olmuş olması ve bu heyecana ortak olmuş olması beni ayrıca mutlu etti. Aynı heyecanı, hevesi ve mutluluğu sizlerle paylaşabilecek güzel insanlarla uzak ya da yakından bu tecrübeyi yaşamak benim için eşsiz bir deneyimdi.

Yarışta benim ne yaptığıma gelirsek; evet belki dünya rekortmeni Eliud Kipchoge’nin 1 saat gerisinde finish gördüm, ancak bu uzun mesafede kuvvetli ve hazırlandığım şekilde, hiç bir sağlık sorunu yaşamadan 3:08:20 süre ile bu özel yarışın bir parçası oldum. Beni bu süreçte destekleyen, yanımda olan ve beni motive eden herkese tek tek ayrıca teşekkür ederim. Ekiple beraber koşacağımız ve birbirimizi destekleyeceğimiz yeni etkinlikleri iple çekiyorum!

İyi ki varsın Beat Run Crew ailesi!

CEM DEĞER

1 Comment

  • cnplt_akby
    Posted 07/10/2022 10:23 1Likes

    Büyük bir heyecan ile okudum. Resmen Berlin de koşmuş hissiyatı verdi. Öncelikle ayaklarına sağlık çok güzel bir tecrübe ve başarı elde ettin sonra kalemine sağlık. Yeni yarış hikayelerinde buluşuruz. TEBRİKLERRR KAPTANNN

Yorum Yap

Minimum 4 characters